Bu dünyada bir şey olmak istiyordu ama ne istediğini bilemiyordu.Birini sevmek istiyordu ama kimi seveceğini bilemiyordu tıpkı kime kendini sevdireceğini bilememesi gibi.. Bu dünyada tek bildiği hiçbir şey bilmediğiydi.sokrates , 'kendini bil'diyordu .evreni çözmeye çalışmak yerine önce insan kendini çözebilmeli,kendini bilmeli diyordu. Ama insan da evrene dahil evrenin gizemlerinden biri sadece..
26 Ekim 2014 Pazar
Yaşadığımız hayatlar, önyargılar, iyinin kötüyle savaşı hep kötülüğün kazanması iyiliğin o acınası ''bir gün mutlaka'' umutları ... Tüm bunlar yormuyor mu seni? Ben çok yorgunum tüm yarım kalanlardan, yaşanıp bitenlerden o aptalca gülümseyen kadınlardan o kadınları becermeye çalışan erkeklerden.
Sabahın köründe uyanıp akşam vakti eve dönmemiz ve bir gün ölmemiz üzerine kurulu bu hayattan ve hiçbir şey yapamamaktan sıkılmadın mı?
Sıkıldım... Sıradanlığımla öldürüyorum aslında kendimi yavaş yavaş zehirliyorum .Hızlı bir ölüm olsun istemiyorum tadına vara vara ölmek istiyorum ondan. Çünkü hayattan zevk alamıyorum bari ölümümden keyif alayım.
Her sabah uyandığımda aynı yüzler aynı şeyler beni bekliyordu uyanmayıp ölsem belki daha mutlu olurdum. Ama yaşamak için programlanmış bir bedenle ölmek çok zordu. İntihar edenlere şaşırıyordum bu hayatta kalmaya programlanmış makineyi nasıl da alt edip kendini ölümün kollarına bırakabiliyorlardı.
Aslında ölümden sonraki derin sessizlik o bilinmezlik korkutucu geliyor çoğu zaman da.Öyle zamanlarda sanki yaşamak güzel geliyordu en azından ertesi gün neler olacağını tahmin edebiliyordun. Nefes alıyordun ve toprağın altında gözünden solucanlar çıkmıyordu .
Böyle zamanlarda en sevdiğim şarkıyı son ses açar gözlerimi kapatıp evrenin notalardan meydana geldiğini düşünürdüm.Koskoca evrende Dünyanın nasıl sesler çıkardığını merak ederdim..
Yeterince uzun zaman harcadıysanız yeryüzünde insanlar korkutucu gelir hatta içinde tuttuğun ruh bile.''İnsanlar ve ölüm ' 'işte bunlar hakkında asla yeterince bilgi sahibi olamazsın. İnsanlar beni artık yanıltamıyordu çünkü gözlerine dikkatle bakarsanız; gözbebeklerindeki o karanlığın içinde hapsedilmiş ruhu görebiliyordunuz.Bütün insanlar kötüdür demiyorum ama hepsinin simsiyah gözbebekleri vardır.
Bir de otomatikleşmiş hayatları..
Örneğin;Yaptıkları işleri ,arabalarını,kıyafetlerini,evlerini öyle çok önemsiyorlardı ki yaşamak meselesi umurlarında değildi sanki.Aldıkları her nefeste hep daha iyi bir ev ,bir üst model araba,son model cep telefonu falan almak için nasıl da durmadan dinlenmeden çevrelerine bakmadan neden diye sormadan durmadan çalışıyorladı.Sırtımızda görünmez bir kırbaç sürekli şaklıyordu; hep daha iyisi en iyisi diyordu bir ses .Sonra bir gün bacakların artık eskisi gibi hızlı koşmamaya ,nefesin o kadar kuvvetli gelmemeye başlıyordu o zaman bir yatağa uzanıp bekliyordun sadece bekliyordun.
Bir de kadınlar ve erkekler diye ikiye ayrılıyordun ki .İşte eğlence o zaman başlıyordu. İkisi de birbirlerini asla anlamadıklarını idda ediyorlardı ama hep birlikte yaşamaya mahkumdular. Birleşip insanoğlunu yeryüzünde tutmaya mahkumdular.İkisini de suçlayamam çünkü gerçekten anlayamıyorlardı birbirlerini . Ama bunun sebebi farklı cinsiyetten olmaları değildi. İnsanın kendi özüydü. Ne istediklerini bilmiyorlardı,kendilerine öğretilmiş tüm kuralları ezberlemeye çalışırken birbirlerini ezip geçiyorlardı sadece.Bozuk para gibi harcıyorlardı birbirlerini tıpkı hayatlarını harcadıkları gibi.
Aşk var mıydı gerçekten ve aşk adına çekilen acılar gerçek miydi? Hani aldığın her nefesin iç organlarını kavurduğunu hissettiğin o anlarda gerçekten hissediyor muydun bu acıyı yoksa bu da mı öğretilmişti sana. Yaşamak da aşk da öğretiliyordu işte ..Bir kadına bir erkeği nasıl peşinde koşturacağı ve bir erkeğin bir kadının peşinde nasıl koşacağı ve bunlar için gerekli tüm kurallar...Tüm bunlar bir tek bana mı saçma geliyordu bir tek ben mi anlayamıyordum? Kalın kafalı biri olmalıydım..Hiçbir kurala uymuyordum zaten çoğunu da anlayamıyordum. Kurallara uyanlar kazanıyordu o gülümsemeyi bilen kur yapan kadınlar ve o kadınları beceren erkekler hepsi kazanıyordu işte bir şekilde ..Ve aşkı böyle yaşıyorlardı kazanıyorlardı işte kendilerince ..
Çok çalışıp hiç düşünmeden yaşayanlar da kazanıyordu. Kurallar önemliydi bu oyunda ..O yüzden öğrenmen gerekiyor ..
Doğduğun andan itibaren sana öğretilenlerle yaşıyorsun ve aşık oluyorsun ya da olmuyorsun ama muhakkak ölüyorsun... Ve bu sürede nasıl yaşadığın; kuralları ne kadar doğru uygulandığınla ilgili..
İşte bütün mesele bu...
Fırat KAYIMTU
Sabahın köründe uyanıp akşam vakti eve dönmemiz ve bir gün ölmemiz üzerine kurulu bu hayattan ve hiçbir şey yapamamaktan sıkılmadın mı?
Sıkıldım... Sıradanlığımla öldürüyorum aslında kendimi yavaş yavaş zehirliyorum .Hızlı bir ölüm olsun istemiyorum tadına vara vara ölmek istiyorum ondan. Çünkü hayattan zevk alamıyorum bari ölümümden keyif alayım.
Her sabah uyandığımda aynı yüzler aynı şeyler beni bekliyordu uyanmayıp ölsem belki daha mutlu olurdum. Ama yaşamak için programlanmış bir bedenle ölmek çok zordu. İntihar edenlere şaşırıyordum bu hayatta kalmaya programlanmış makineyi nasıl da alt edip kendini ölümün kollarına bırakabiliyorlardı.
Aslında ölümden sonraki derin sessizlik o bilinmezlik korkutucu geliyor çoğu zaman da.Öyle zamanlarda sanki yaşamak güzel geliyordu en azından ertesi gün neler olacağını tahmin edebiliyordun. Nefes alıyordun ve toprağın altında gözünden solucanlar çıkmıyordu .
Böyle zamanlarda en sevdiğim şarkıyı son ses açar gözlerimi kapatıp evrenin notalardan meydana geldiğini düşünürdüm.Koskoca evrende Dünyanın nasıl sesler çıkardığını merak ederdim..
Yeterince uzun zaman harcadıysanız yeryüzünde insanlar korkutucu gelir hatta içinde tuttuğun ruh bile.''İnsanlar ve ölüm ' 'işte bunlar hakkında asla yeterince bilgi sahibi olamazsın. İnsanlar beni artık yanıltamıyordu çünkü gözlerine dikkatle bakarsanız; gözbebeklerindeki o karanlığın içinde hapsedilmiş ruhu görebiliyordunuz.Bütün insanlar kötüdür demiyorum ama hepsinin simsiyah gözbebekleri vardır.
Bir de otomatikleşmiş hayatları..
Örneğin;Yaptıkları işleri ,arabalarını,kıyafetlerini,evlerini öyle çok önemsiyorlardı ki yaşamak meselesi umurlarında değildi sanki.Aldıkları her nefeste hep daha iyi bir ev ,bir üst model araba,son model cep telefonu falan almak için nasıl da durmadan dinlenmeden çevrelerine bakmadan neden diye sormadan durmadan çalışıyorladı.Sırtımızda görünmez bir kırbaç sürekli şaklıyordu; hep daha iyisi en iyisi diyordu bir ses .Sonra bir gün bacakların artık eskisi gibi hızlı koşmamaya ,nefesin o kadar kuvvetli gelmemeye başlıyordu o zaman bir yatağa uzanıp bekliyordun sadece bekliyordun.
Bir de kadınlar ve erkekler diye ikiye ayrılıyordun ki .İşte eğlence o zaman başlıyordu. İkisi de birbirlerini asla anlamadıklarını idda ediyorlardı ama hep birlikte yaşamaya mahkumdular. Birleşip insanoğlunu yeryüzünde tutmaya mahkumdular.İkisini de suçlayamam çünkü gerçekten anlayamıyorlardı birbirlerini . Ama bunun sebebi farklı cinsiyetten olmaları değildi. İnsanın kendi özüydü. Ne istediklerini bilmiyorlardı,kendilerine öğretilmiş tüm kuralları ezberlemeye çalışırken birbirlerini ezip geçiyorlardı sadece.Bozuk para gibi harcıyorlardı birbirlerini tıpkı hayatlarını harcadıkları gibi.
Aşk var mıydı gerçekten ve aşk adına çekilen acılar gerçek miydi? Hani aldığın her nefesin iç organlarını kavurduğunu hissettiğin o anlarda gerçekten hissediyor muydun bu acıyı yoksa bu da mı öğretilmişti sana. Yaşamak da aşk da öğretiliyordu işte ..Bir kadına bir erkeği nasıl peşinde koşturacağı ve bir erkeğin bir kadının peşinde nasıl koşacağı ve bunlar için gerekli tüm kurallar...Tüm bunlar bir tek bana mı saçma geliyordu bir tek ben mi anlayamıyordum? Kalın kafalı biri olmalıydım..Hiçbir kurala uymuyordum zaten çoğunu da anlayamıyordum. Kurallara uyanlar kazanıyordu o gülümsemeyi bilen kur yapan kadınlar ve o kadınları beceren erkekler hepsi kazanıyordu işte bir şekilde ..Ve aşkı böyle yaşıyorlardı kazanıyorlardı işte kendilerince ..
Çok çalışıp hiç düşünmeden yaşayanlar da kazanıyordu. Kurallar önemliydi bu oyunda ..O yüzden öğrenmen gerekiyor ..
Doğduğun andan itibaren sana öğretilenlerle yaşıyorsun ve aşık oluyorsun ya da olmuyorsun ama muhakkak ölüyorsun... Ve bu sürede nasıl yaşadığın; kuralları ne kadar doğru uygulandığınla ilgili..
İşte bütün mesele bu...
Fırat KAYIMTU
7 Ekim 2014 Salı
Ölümsüz değiliz ama ölümü görmezden geliyoruz. Ölüm çevremizde dolanırken biz umursamadan yaşıyoruz. Çevremizdeki insanlar teker teker ölüme yenilirken biz unutuyoruz sadece unutuyoruz. Yokluğuna dayanamayacağını zannettiğin insan bile gittiğinde onun bıraktığı yokluğu da unutuyoruz. Zaman bizi öğütüyor ,yok ediyor ve biz de gün geliyor unutulup gidiyoruz.
Doğan her şey ölür ve unutulur doğanın kanunu bu.
Arjantinli yazar Julio Cortazar 'ın da dediği gibi; Unutmak, belki de insanın akıl sağlığı için bir gereksinmedir ama aynı zamanda gerçeğin alçakça çarpıtılmasıdır.
Peki gerçekler nedir?
Yaşadığımız dünya ,evren hangi gerçekliği çarpıtıyor ?
Hiç düşünmeden yaşamak ,aşık olmak,nefret etmek,savaşmak,sevişmek,iyi insanlar,kötü insanlar,kadınlar ,erkekler,ihanetler,sevmeler,sevilmeler tüm bunlara hayat diyoruz.Yaşarken her geçen gün ölüyoruz.Sokaklar,duvarlar,yüzler eskiyor.İçimizde bitmek bilmeyen bir ateşle etlerimizi dağlıyoruz.Kazananlar kaybedenler oluyor.
Kırmızı dudaklı orospular ,içindeki orospuyla yaşayan erkekler işte en çok onlar kazanıyor.Orospular dostum onlar düşünmeden unutuyorlar.Sadece gülüyorlar .Duvarlarda gölgeleri kırılıyor umusamıyorlar. Akıllarını hiç kaybetmiyorlar.Sadece konuşuyorlar.Yalanlar söyleniyor.Kelimeleri hor kullanıyorlar ama mutlular.Bir tek onlar gülüyor.Çünkü kırmızıyı seviyorlar,beyazın masumiyetini kırmızıya boyuyorlar.
Evren genişliyor yavaş yavaş gezegenler birbirlerinden uzaklaşıyor zaman gittikçe hızlanıyor.Tüm bu pisliği öğütmek ve sonra hepimizi karanlığa tükürmek için .Ama orospular dostum onlar aynada çürümüş dudaklarını kırmızıya boyarken hiç umursamıyorlar ,unutuyorlar sadece kazanıyorlar ve gülümsüyorlar..
Yazan:fırat kayımtu
Doğan her şey ölür ve unutulur doğanın kanunu bu.
Arjantinli yazar Julio Cortazar 'ın da dediği gibi; Unutmak, belki de insanın akıl sağlığı için bir gereksinmedir ama aynı zamanda gerçeğin alçakça çarpıtılmasıdır.
Peki gerçekler nedir?
Yaşadığımız dünya ,evren hangi gerçekliği çarpıtıyor ?
Hiç düşünmeden yaşamak ,aşık olmak,nefret etmek,savaşmak,sevişmek,iyi insanlar,kötü insanlar,kadınlar ,erkekler,ihanetler,sevmeler,sevilmeler tüm bunlara hayat diyoruz.Yaşarken her geçen gün ölüyoruz.Sokaklar,duvarlar,yüzler eskiyor.İçimizde bitmek bilmeyen bir ateşle etlerimizi dağlıyoruz.Kazananlar kaybedenler oluyor.
Kırmızı dudaklı orospular ,içindeki orospuyla yaşayan erkekler işte en çok onlar kazanıyor.Orospular dostum onlar düşünmeden unutuyorlar.Sadece gülüyorlar .Duvarlarda gölgeleri kırılıyor umusamıyorlar. Akıllarını hiç kaybetmiyorlar.Sadece konuşuyorlar.Yalanlar söyleniyor.Kelimeleri hor kullanıyorlar ama mutlular.Bir tek onlar gülüyor.Çünkü kırmızıyı seviyorlar,beyazın masumiyetini kırmızıya boyuyorlar.
Evren genişliyor yavaş yavaş gezegenler birbirlerinden uzaklaşıyor zaman gittikçe hızlanıyor.Tüm bu pisliği öğütmek ve sonra hepimizi karanlığa tükürmek için .Ama orospular dostum onlar aynada çürümüş dudaklarını kırmızıya boyarken hiç umursamıyorlar ,unutuyorlar sadece kazanıyorlar ve gülümsüyorlar..
Yazan:fırat kayımtu
3 Ekim 2014 Cuma
Tanrı ,'ışık olsun ' dedi ve evreni yarattı.Evren içinde yaşamı var etmek için öyle ince matematikle yaratılmıştı ki biz insanların var olmasının ciddi bir sebebi olmalı diyorsun. Bizim buradaki rolümüz nedir? Bizlerden ne yapmamız bekleniyor?
Yıllardır kafamı kurcalayan bir soru bu.Hatta çocukken bile yere yatıp gökyüzünü seyrederken neden bu dünyada olduğumu düşünürdüm.Bu dünya neden vardı? Benden ne yapmam bekleniyordu?
Üzerinden yıllar geçti cevabı hala bulabilmiş değilim. Büyürken çevremdeki insanların hep aynı şeyleri yaptığını görüyordum.Okullara ya da işlere gidiyorlar,evleniyorlar ,çocukları,evleri arabaları,ayakkabıları bir yığın ıvır zıvırları oluyor,tüm bunlar için deli gibi çalışıyor emekli falan oluyorlar sonra da ölüp gidiyorlar.
Yani tüm bu büyük patlama hayatın var olması için yaratılan güneş sistemi,yıldızlar falan biz hep aynı şeyleri yapıp sonra da geberip gitmemiz için yaratılmıştı öyle mi?
öyle mi lan gerçekten
Yıllardır kafamı kurcalayan bir soru bu.Hatta çocukken bile yere yatıp gökyüzünü seyrederken neden bu dünyada olduğumu düşünürdüm.Bu dünya neden vardı? Benden ne yapmam bekleniyordu?
Üzerinden yıllar geçti cevabı hala bulabilmiş değilim. Büyürken çevremdeki insanların hep aynı şeyleri yaptığını görüyordum.Okullara ya da işlere gidiyorlar,evleniyorlar ,çocukları,evleri arabaları,ayakkabıları bir yığın ıvır zıvırları oluyor,tüm bunlar için deli gibi çalışıyor emekli falan oluyorlar sonra da ölüp gidiyorlar.
Yani tüm bu büyük patlama hayatın var olması için yaratılan güneş sistemi,yıldızlar falan biz hep aynı şeyleri yapıp sonra da geberip gitmemiz için yaratılmıştı öyle mi?
öyle mi lan gerçekten
24 Eylül 2014 Çarşamba
Zamanla geçer belki aslında her şey geçer
Trenler ,arabalar ,anılar,ömürler geçer
Dudakların mırıldanır küfürleri sıra sıra
İçin kurur ama istemezsin tek bir damla
Koşarsan belki ruhun yetişemez bedenine
Umutla daha hızlı koşarsın ama nafile
Ölüm seni söküp atmadan kurtulamazsın
Bu boktan dünyadan
Dururken hayatın ortasında sessizce
Anlasın istersin tüm dünya seni
Konuşmadan mümkün değil mi anlatmak
İlla süslü cümleler yalan gülmeler mi gerek
Gülüp geçiyorum açık denizlerden
Sikip atıyorum tüm yalanlarınızı çöp kutularına
Sidik kokulu dar sokaklarınızda aldırmadan yürüyorum
Zamanla geçer belki diyorum
Geçer misiniz lütfen...
Fırat Kayımtu
Trenler ,arabalar ,anılar,ömürler geçer
Dudakların mırıldanır küfürleri sıra sıra
İçin kurur ama istemezsin tek bir damla
Koşarsan belki ruhun yetişemez bedenine
Umutla daha hızlı koşarsın ama nafile
Ölüm seni söküp atmadan kurtulamazsın
Bu boktan dünyadan
Dururken hayatın ortasında sessizce
Anlasın istersin tüm dünya seni
Konuşmadan mümkün değil mi anlatmak
İlla süslü cümleler yalan gülmeler mi gerek
Gülüp geçiyorum açık denizlerden
Sikip atıyorum tüm yalanlarınızı çöp kutularına
Sidik kokulu dar sokaklarınızda aldırmadan yürüyorum
Zamanla geçer belki diyorum
Geçer misiniz lütfen...
Fırat Kayımtu
20 Eylül 2014 Cumartesi
Bitmeyen aşklar var mıydı yoksa kavuşunca sıradanlaşıyor muydu tüm aşklar.Pamuk prensesi öpen prens sonrasında başka dudakları da yardım için öpmüş müydü ?Peki ya kül kedisini canla başla arayan bir başka prens yine koşuyor muydu kendinden kaçan kadınların peşinden. Kaçan mı kovalanıyordu yoksa kovalayandan mı kaçılıyordu.İşte muammalarla dolu insanlar ve aşkları ..
Masallar bile hep kavuşunca bitiyor .Sonrasında olacaklar hakkında sonsuza kadar mutlu yaşadılar diye düşünmemiz isteniyor ama sonsuza kadar nasıl mutlu yaşanır onu anlatmıyorlar.
Hem iki insan neden sonsuza kadar mutlu olamıyor ki sanki. Seviyorum kelimesi ne kadar lanet bir kelime oluyor aşka karışınca oysa sevmek sonsuz bir eylemi barındırır içinde.
İnsanların aşkı anlama çabası çok eskilere dayanıyor aslında.Örneğin;Yunan mitolojisine göre insanlar dört kol, dört bacak ve iki yüzü olan bir kafa ile yaratılmıştır. Güçlerinden korkan Zeus onları ikiye ayırır ve onları hayatları boyunca diğer yarılarını aramaya mahkum eder. İnsanlar belki de bu yüzden sürekli arayış içindeler. Diğer yarılarını asla bulamadan ölmekten korkuyorlar.
Bu telaş ve koşuşturma içinde birbirimizin yarılarını da çok hor kullanıyoruz.İki yarım bir tam etmiyor belki de tam olmak nedir hiç bilmediğimizden asla tamamlanamıyoruz...
Tüm bu koşturmanın içinde yarım ekmek döner oluyoruz hazmedilip gidiyoruz asit dolu midelerde
Fırat Kayımtu
Masallar bile hep kavuşunca bitiyor .Sonrasında olacaklar hakkında sonsuza kadar mutlu yaşadılar diye düşünmemiz isteniyor ama sonsuza kadar nasıl mutlu yaşanır onu anlatmıyorlar.
Hem iki insan neden sonsuza kadar mutlu olamıyor ki sanki. Seviyorum kelimesi ne kadar lanet bir kelime oluyor aşka karışınca oysa sevmek sonsuz bir eylemi barındırır içinde.
İnsanların aşkı anlama çabası çok eskilere dayanıyor aslında.Örneğin;Yunan mitolojisine göre insanlar dört kol, dört bacak ve iki yüzü olan bir kafa ile yaratılmıştır. Güçlerinden korkan Zeus onları ikiye ayırır ve onları hayatları boyunca diğer yarılarını aramaya mahkum eder. İnsanlar belki de bu yüzden sürekli arayış içindeler. Diğer yarılarını asla bulamadan ölmekten korkuyorlar.
Bu telaş ve koşuşturma içinde birbirimizin yarılarını da çok hor kullanıyoruz.İki yarım bir tam etmiyor belki de tam olmak nedir hiç bilmediğimizden asla tamamlanamıyoruz...
Tüm bu koşturmanın içinde yarım ekmek döner oluyoruz hazmedilip gidiyoruz asit dolu midelerde
Fırat Kayımtu
10 Eylül 2014 Çarşamba
Çok özledim oğlum seni.
Uzun tren yolculuklarında gözlerimden geçen kır çiçeklerinin kokusu gibi kaldı kokun penceremde
İnce belli bardak nasıl özlediyse buz gibi soğuk sabahları öyle özledim be oğlum seni
Bir elmanın yarısı değildik belki ama kırık bir aynada bir bütün oluyorduk
Geceye tüneyen baykuş gibi bekliyorum dönüşünü çok özledim oğlum seni
Bu sıralar suskun özlemlerim var azgın nehirlerde sürüklenen
Bitmeyen kavgalarım var duvarlarda biriken
Bilinmezliklerim var sensizliğin boşluklarında
Çok özledim oğlum seni
Sen hiç kanının sıcaklığını içinde hissettin mi?
Kanın hiç damarlarını yaktı mı?
Sen bu satırları hiç okuma diye yazarken
İç kanama geçiriyorum sanki oğlum
Zamanın keskin dişlerinde can veriyor düşlerim
Kainat genişlerken her geçen gün
Ve ölüme yaklaşırken adım adım
Çok özlüyorum oğlum seni..
Yazan :Fırat KAYIMTU
Uzun tren yolculuklarında gözlerimden geçen kır çiçeklerinin kokusu gibi kaldı kokun penceremde
İnce belli bardak nasıl özlediyse buz gibi soğuk sabahları öyle özledim be oğlum seni
Bir elmanın yarısı değildik belki ama kırık bir aynada bir bütün oluyorduk
Geceye tüneyen baykuş gibi bekliyorum dönüşünü çok özledim oğlum seni
Bu sıralar suskun özlemlerim var azgın nehirlerde sürüklenen
Bitmeyen kavgalarım var duvarlarda birikenBilinmezliklerim var sensizliğin boşluklarında
Çok özledim oğlum seni
Sen hiç kanının sıcaklığını içinde hissettin mi?
Kanın hiç damarlarını yaktı mı?
Sen bu satırları hiç okuma diye yazarken
İç kanama geçiriyorum sanki oğlum
Zamanın keskin dişlerinde can veriyor düşlerim
Kainat genişlerken her geçen gün
Ve ölüme yaklaşırken adım adım
Çok özlüyorum oğlum seni..
Yazan :Fırat KAYIMTU
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

